22 10 2013

Foşur Foşur Burunlar Tıkır Tıkır Çocuklar

 

    Kışı adım adım içimizde hisstetiğimiz şu günlerde anneleri  sabah tıkalı bir burunla uyanan vesürekli  aksırıp tıksıran bir minnoştan daha çok üzecek nadir konu vardır sanırım. Uykusuz geceler, iştahsız bir çocuk ve sürekli huzursuz bir mızırdanmayla tüm keyfinizi kaçıran bir üst solunum yolu enfeksiyonunun tatsızlığını yaşamayan  anne yoktur . Keyifsizdir can sıkıcıdır fakat kaçınılmazadır. Özellikle etken olan mikroorganizmaların yaşam şartlarının arttığı  kış aylarında sürekli kapalı alanlarda yaşayıp üstüne üstlük bir de bu alanları iyi havalandırmamak ,düşen vücut direnci ile beraber bu enfeksiyonların ufak salgınlara dönüşmesine yol açar ve hepimiz bu salgından nasipleniriz. Özellikle de çocuklarımız..Polikliniklerin ’bu çocuk sürekli hasta’ serzenişleri ile dolduğu bu günlerde evet itiraf etmeliyim ki onlar hep hasta. Ama bundan daha doğal bir şey yok çünkü onlar hayatın her dalında olduğu gibi enfeksiyonlarla baş etme konusunda da bizim kadar tecrübeli değiller. Çünkü bir mikroorganizmayla vücudumuzun baş edebilmesi için öncelikle onu tanıması ve ona göre savunmaya geçmesi gerekir. Yani önce mikropla tanışıp hasta olmak sonraki saldırıya karşı da hemen herkesin bir şekilde kulak aşinalığı olduğu antikor denen maddeleri salgılayarak hazır olmak gerekir. Yani bu basit mantıkla insan yaşadıkça antikor biriktirir ve daha dirençli bir vücuda sahip olur.Üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan mikroorganizmaların da çok uyanık olup sürekli kendilerini dirençli hale getiren ve yüzlerce çeşit olduğunu düşünürsek 1-7 yaş arası çocuklarımızın her ay bir kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirme hakkı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Evet 1-7 yaş arası bu konuda en şanssız dönemdir. Çünkü ilk 6 ay antikorlar anneden hazır olarak alınmış olup 6. Ayın sonuna doğru hızla tüketilirler. Bu konuda da en şanslı kesim tartışmasız kesim annesiyle temasın doruk noktasında olanilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen bebeklerdir. Çünkü sadece anne sütü ile beslenme, hem antikor devamlılığını sağlar hem da mama gibi dış etkenlere ve mikroorganizmalara açık yapay bir besinle teması önler. 6. Aydan sonra anneden geçen antikorlar azalır 1 yaşında tükenir ve bebişiniz kendi antikorlarını yapmaya başlar. Bu süreç 7 yaşına kadar sancılı geçer çünkü savunmasız bir vücudu olan minik kuşunuz aynı zamanda ele avuca sığmaz bir hale de gelmiştir ve ne kadar dikkat ederseniz edin onu istediğiniz kadar temiz tutmak olanaksızdır. Özellikle sosyalleşmenin arttığı 3-5 yaş arası hele bir de kreş eğitim başladıysa tatmayacağı mikroorganizma kalmayacaktır. Ama başta da söylediğim gibi bu vucut direnci için yaşanması gereken bir süreçtir ve önemli olan bu süreci harssız atlatabilmektir. Sonuç da onu ne kadar evde steril tutabilirsiniz ki en geç 6 yaşında okul için topluma karışacak ve o yıl bu sancılı dönemi yaşamasını engellemeniz imkansız olacaktır. O yüzden hep söylediğim ve uyguladığım sudur ki hasta olacak diye bir çocuğu toplumdan yaşıtlarından ve doğadan soyutlamak kadar yapılabilecek hatalı bir davranış yoktur. Bu soyutlama çocuğunuzun zihinsel gelişimine sekte vurmanın yanı sıra olacakları ertelemekten başka hiçbir işe yaramaz. Önemli olan kalabalık ortamların iyi havalanmasını sağlamak (cereyan değil kalabalıkta omuzdan omuza atlayarak  dans eden mikrop hasta eder), elleri sık sık yıkamak ve aynı alışkanlığı çocuğunuza kazandırmak (benim 2,5 yaşındaki oğlum artık bunu hiçbir yardım almadan başarabilmekte ve benim anne olarak en gurur duyduğum kazanımımdır), sigara gibi bağışıklık sistemini yerle bir eden bir alışkanlığı çocuğunuzun solumasına izin vermemek ve dengeli bir beslenme ile vücut direncinin sağlanmasına katkı da bulunmaktır ( sadece c vitamini değil tüm vitaminler ve en önemlisi proteinlerin dengeli alınması gerekir ve artık vücut direncinde en önemli vitaminin d vitamini olduğu bilinmektedir bu da yazın sık güneşlenmek ve d vitamini desteğini aksatmamak anlamına gelmektedir).Biz bunları yaptıktan sonra üst solunum yolu ile savaşmak çok daha kolay olacaktır.

Peki nedir bu üst solunum yolu enfeksiyonları? En başta ve en sık görüleni hepimizin bildiği gibi soluk algınlığıdır. Şeffaf bir burun akıntısı kuru bir öksürük ve bazen göz akıntısı ile belirir. Ateş çoğunlukla eşlik etmez. Çocuğun genel hali iyi, keyfi iştahı  yerindedir. Virusler  sebeb olur ki bu tek anlama gelir antibiyotik kul-la-nıl-maz!. Ateş ve halsizlik eşik ettiği çocuğun düşkünleştiği hali grip olarak anlandırılır ki onun da sebebi viruslerdir. Yapılması gereken bol sıvı vermek( en uygunu sudur).Su hem çocuğunuzun ateş ve akıntılarla kaybettiği sıvıyı yerine koyar hem de akıntıyı yumusatarak atılımını kolaylaştırır. Ateş yükseldiğinde ateş kontrolünü sağlamak ve en önemlisi burun tıkanıklığını açmaktır. Çünkü akmayıp  biriken akıntılar zamanla sinusler, orta kulak gibi havasız ortamda başka başka bakterilerin üremesine olanak sağlayacak ve işte o zaman antibiyotik kullanımı ve uzun süren öksürüklü günler başlayacaktır. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında hem bu sebepten ötürü hem de boğazda oluşan gıcık hissinin geç düzelmesinden ötürü öksürük en son düzelen bulgudur. Bazen 3 haftaya kadar dahi uzayabilir Hatta o sırada çocuk yeni bir virus kapar ve hiç geçmeyen bir öksürük öyküsü süregelir. Bu durum çoğunlukla normaldir. Fakat altta yatan alerjik bir durumu ya da antibiyotikle tedavi edilmesi gereken sinuzit , otit gibi bir enfeksiyonu ya da olayı bambaşka bir boyuta taşıyan ve tedavisi tamamen farklı olan bir alt solunum yolu enfeksiyonunu atlamamak için 7-10 günü geçen, hırtlının ve solunum düzensiliğinin eşlik ettiği, balgamlı olduğu düşünülen öksürüklerde bir hekim muayenesi gerekmektedir. Aynı şekilde basit bir soğuk algınlığı ve gribin ateşi 3 günden sonra düşmeye başlar eğer ateşte bir gerileme gözlenmezse orta kulak iltihabı, sinuzit gibi antibiotik gerektiren bir durum olabileceği düşünülmeli ve hekim kontrolü gerekmektedir .Hepimizin bir mucize gibi gördüğü ve test eden herkesin vazgeçemediği soğuk algınlığı ve öksürük ilaçlarının kesinlikle tedavide yeri yoktur. Bunu pratikte uygulamak çok zor olsa da bu ilaçların iyileşme üzerinde hiçbir etkisi yoktur sadece geçici rahatlama sağlarlar ama bu arada da karaciğer ve kalp üzerinde birçok olumsuz yan etkiye sebep olabilirler.

Değinilmesi gereken bir başka enfeksiyon ise kuşkusuz tonsillit dediğimiz tonsil dokusunun enfeksiyonudur. 1 yaşından önce görülmez, 2 yaşından önce ise çok büyük çoğunluğu viraldir yani tedavi gerektirmez. 2 yaşından sonra bakteriler eşlik edebilir ve bakteriyel ise antibiotik kullanımı gerekir çünkü ilerde tedavi edilmemiş enfeksiyonlar böbrek ve kalp tutulumu ile kendini gösterebilmektedir. Antibiotik kararını ise bir hekime bırakmak en doğru olandır.

Son olarak dikkat çekmek istediğim ve bir kere yaşayanın asla unutmayacağı, ‘ bu çocuğun içine köpek kaçmış’ dedirten laringotrakeit diye adlandırdığımız ve halk arasında bilinen adı ile kruptur.  Kaba havlar tarzda bir öksürük ile belirir çoğunlukla gece sabaha karşı vücut kortizol seviyesinin düştüğü saatlerde pik yapar. Çoğunlukla acilde sonlanan bir durumdur. Soluk borusu ve ses tellerini tuttuğu için kaba bir ses çıkar ve soluk almak zorlaşır. Soluk almanın zorlaşması çok ciddi boyutlara ulaşıp hayatı tehdit edebilir. Ateş çoğunlukla eşlik eder. Yapılması gereken ilk şey soğuk hava solunmasını sağlamaktır ( balkona çıkarmak ya da buzluğu açıp havayı solutmak gibi). Soğuk hava enfeksiyon nedeniyle şişip ödemlenen soluk borusunu rahatlatmaktır.Tıpkı travma sonrası şişen bir uzuva buz koymak gibi. Gerileme görülmez ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurup başka buhar ve gerekirse enjeksiyon tedavisi almaktır. Evde uygulanablecek başka bir tedavi yoktur. Çoğunlukla rahatlayan çocuk eve ilaçsız gönderilir. Bol sıvı ve ateş kontrolü dışında yapılacak başka bir şey yoktur.Viraldir antibiotik faydasızdır. Tekrarlayabilir aynı tedavi başa alınır.

Şimdilik bu konuda söyleyeceklerim bu kadar umarım bir nebzede olsun yüreklere su serpebilmişimdir. Unutulmaması gereken her çocuğun özellikle bahar ve kış aylarında ayda bir kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirme hakkı olduğu ve sıkmadan bunaltmadan çok basit önlemlerle bunların hepsinin atlatılabileceğidir.

Burunlar tıkanmasın uykular bölünmesin dileklerimle……

0
0
0
Yorum Yaz